Tevazu

Toplum olarak görgüsüzlüğün, kendini beğenmişliğin, kibrin normalleştirildiği günler yaşıyoruz. En kötüsü de bu davranış şekillerine prim verilmesi, bu tip davranışlarda bulunanların kendini haklı görmeye başlaması. Ama bize öğretilen başkaydı. Çocukluktan itibaren kendimizi başkalarından üstün görmeden, eğitimin, varlığın, sahip oldukların ne olursa olsun tevazu göstermek üzere yetiştirildik. Herkese eşit davranmak önemliydi. Doğru olanın bu olduğuna inandık. İnsan ilişkilerinde sevgiye, saygıya, davranışlara değer verdik. “Alçak gönüllülük faziletlerin temelidir” denilirdi, en büyük erdemlerden biri sayılırdı.

Ancak artık başka bir boyutta yaşıyoruz. İnsanlar konuşurken sürekli alt yazı geçiyorlar. Kendilerini, sahip olduklarını durmadan yineliyorlar. Arkadaş seçerken erdemlerine değil varlıklarına bakılıyor. Ama önce kendi muhteşemlikleri anlatılıyor, ne var ne yok ortaya seriliyor. Senin sahip olduklarını, kim olduğunu düşünmeden kendilerini övüyorlar. Çünkü artık düşünmek yok, hatırlatmadığınız şeyler yok sayılıyor. Böylece tevazu sahibi insanlarla mütekebbirlerin karşılaşması, tevazu gösteren kişilerin mutsuzluğu ile sonuçlanıyor.

İnsan kendini dev aynasında görmeden önce durup düşünmeli, kendi özünü görmeli. Kendini başkalarından üstün görmeden önce şu soruları cevaplamalı; Ben kimim? Soyum sopum, eğitimim ne? Ailemden, eşimden bağımsız kişisel başarım ne? Kime göre güzel, kime göre yakışıklıyım? Çevremde dostum var mı? Bu dünyadaki varlığımın başka insanlara bir faydası var mı?

Ne zaman ki insan kendi özüne döner, kendinin farkına varır, o zaman herkesin kendine göre farklı konularda üstünlükleri ve zayıflıkları olduğunu anlar. Kendisine yöneltilen eleştiri ve tavsiyeleri can kulağıyla dinler. “En iyiyi ben bilirim” iddiasında olmaz, gurur yapmaz, doğruya karşı direnmez, yanlışa karşı öfkeyle yaklaşmaz. Hiçbir konuda bir üstünlük iddiası olmadığı için, “önce o sevgi göstersin, önce o selam versin, önce o benimle konuşsun” gibi kibirden kaynaklanan hesaplar içine girmez. Karşısındaki insan kibirli olsa bile, alçak gönüllü davranır.

Ancak hayat kısa, baktın ki hak ettiğin davranış gösterilmiyor, sen tevazu gösterdikçe üstüne geliniyor, üsteleme. Seni mutsuz edenle, kendini bilmeyenle zaman geçirme.

Kimseyi gözünde büyütme, kimsenin de kendini büyük görmesine izin verme.

Nietzsche’nin “Yükseldikçe uçma bilmeyenlere daha küçük görünürüz” sözünü de aklından çıkarma…

^^^

Mevlana Mesnevisi’nden küçük bir hikaye

Kendini beğenmiş bir gramer (nahiv) bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı ve kurumla oturdu yerine.
Kayıkçı, olgun ve alçak gönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu.
Denizin orta yerine geldikleri sırada Bilgin küçümser bir eda içinde sordu:
-Sen hiç gramer okudun mu? Dil biliminden anlar mısın?
Kayıkçı:
-Hayır efendim dedi, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.
-Vah vah dedi Bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş!
Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgar şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, Bilgin korkmaya başlamıştı.
Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, Bilgine dönüp sordu:
-Efendim, yüzme bilir misiniz?
Bilgin:
-Ne yazık ki bilmiyorum diye inledi.
O zaman kayıkçı:
-Vah vah dedi, şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek! Keşke gramer bileceğinize benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız…

No Comments

Site is using the Seo Wizard plugin by http://seo.uk.net/