Selimiye & Bozburun

Büyük oteller yerine küçük otellerde deniz kokusu ile kahvaltı edip, denizle baş başa şezlongda kitap okurken uyuya kalmak, simsiyah gecelerde yıldızları seyretmek istiyorsanız istikamet Selimiye ve Bozburun.

Selimiye Marmaris’ten 45 dakika mesafede, Hisarönü istikametinde, dağların arasında gizli kalmış bir belde. Marmaris’ten Selimiye’ye mavi ile yeşilin buluştuğu hafif virajlı bir yoldan gittik. Yol üstünde çevrede gidilecek yerleri not etmeye başlamıştım bile. Selimiye büyük bir koy çevresine oturmuş, yüksek katlı olmayan küçük binalardan oluşan minik bir yer. Giderken beklentiyi yüksek tutmamakta fayda var. Koy tam bir göl gibi dalgasız ve harika bir sahile sahip. Deniz berrak ve temiz, ancak merkeze yakın yerlerde o kadar çok iskele yapılmış ki denize girmek için benim tercihim daha doğal olan koyun sonuna doğru olan otellerden yana, Selimiye Mavisi ve ilerisi. Diğer taraftan bizim gibi günlerinizin çoğunu Selimiye çevresinde geçirmeyi düşünüyorsanız standardı nispeten yüksek olan Losta Sahil Evi veya Selimiye’yi tepeden seyreden Swan Lake Otelini tercih edebilirsiniz.

Birinci gün Selimiye’den yaklaşık 3-4 km uzaklıktaki koy olan Mehmet’in Yeri’ndeydik. Mehmet’in Yeri hem balık lokantası hem de bir plaj. Bu arada, yörenin en yaygın erkek isimleri Mehmet ve Muhammed imiş. Bu nedenle mekanların çoğunun adı ya Mehmet ya da Muhammed. İlk günün yorgunluğundan mı yoksa telaşsız mekandan mı bilmem neredeyse bütün günü burada geçirdik. Denize girdik, kitap okuduk, uyuduk. Şansımıza lagos tutmuşlardı, öğlen ahtapot ve lagos yedik. Salaş bir yer ama İstanbullular geldiğinden balık siparişinden önce pazarlıkta fayda var. Akşam tok hissetmemize rağmen kendimizi Selimiye’deki Badem Mantı’da ıspanaklı ve kızarmış mantı çeşitlerini denerken bulduk. Selimiye bademi ile meşhurmuş, bu nedenle badem ve badem çiçeği görseli çokça kullanılıyor.
İkinci günümüzde yolda dikkatimizi çeken, insanların denizin üzerinde yürüdüğü izlenimi veren Kız Kumu Plajına gittik. Kız Kumu Plajı Orhaniye’de yeşili, mavisi ve kızılıyla bir doğa harikası. 600 metre uzunluğunda kızıl kumların oluşturduğu Kız Kumu’nda denizi yürüyerek geçmek çok keyifli, özellikle çocuklar bayıldılar. Kız Kumu’nun oluşumu acıklı bir mitolojik hikaye ile anlatılıyor. Efsaneye göre Bybassos Kralı’nın kızı ile bir balıkçı birbirlerine aşık olurlar. Kız geceleri sahile çıkıp balıkçıya kandille işaret verir ve balıkçı da karşı kıyıdan sandalıyla buluşmaya gelir. Bir gün kral bunu öğrenir ve askerlerine kızının elindeki ışığı alarak balıkçıya işaret vermelerini ve balıkçıyı yakalamalarını emreder. Balıkçı karşı kıyıdan ışığı görünce sandalıyla ona doğru yol alır. Sevgilisini korumak isteyen Prenses de askerlerin elinden kurtulup denizin ortasındaki balıkçıya doğru koşmaya başlar. İşte o anda bir mucize gerçekleşir ve prensesin her adımında deniz kumsala dönüşür. Arkadan koşan askerlerden biri delikanlıyı vurmak üzere bir ok atar, ancak bu ok prensese saplanır. Kumların rengi kızın kanıyla kırmızıya dönüşür, balıkçı da öldürülen sevgilisini alarak ortadan kaybolur. İkisini de bir daha gören olmaz.

Kız Kumu dönüşünde, Selimiye’ye 10 km uzaklıkta yol üstündeki Turgut Şelalesi‘ne uğradık. Şelaleye ulaşmak için orman içerisinde kısa bir yürüyüş yapıyorsunuz. Ormana girdiğiniz andan itibaren hoş bir serinlik yüzünüze çarpıyor. Küçük ama görülesi şelalenin önünde küçük bir de gölet var. Şelaleye varana kadar kendinizi suya girmemek için zor tutuyorsunuz, ama dikkat su buz gibi. Dönüşte orman içindeki 800 yıllık olduğuna inanılan dev çınar ağacının altında, odun kömüründe demlenmiş bir çay molasını hak ettiniz. Akşam yemeği için rezervasyonumuz Selimiye’nin olmazsa olmazı Sardunya Restaurant’da.

Üçüncü gün rotamız Kleopatra Plajı‘nın bulunduğu Sedir Adası. Selimiye’den yaklaşık 60 km uzaklıktaki Sedir Adası’na giden teknelerin kalktığı Çamlı İskelesine gidiyoruz. Yol uzun diye düşünmeyin mutlaka gezi listenize ekleyin derim. Efsaneye göre büyük bir aşk yaşayan Antonius ve Kleopatra balayını bu adada geçirmiş. Antonius evlenme teklifini kabul eden Kleopatra için Mısır’dan 60 gemi ile eşsiz incelikteki kumları getirtmiş ve adanın sahillerine serdirmiş. İnsan ne aşklar var diye düşünmekten kendini alamıyor. Kleopatra sayesinde biz de yumuşacık kumlara basarak denizin keyfini çıkarıyoruz. Ancak kumlar koruma altında olduğu için havlunuzu kumsala koyamıyorsunuz ve kumsal çıkışında denize girerek kumlarınızı sahile bırakıyorsunuz :) Adanın batı ucunda ise Roma dönemine ait antik tiyatro ile Apollon onuruna atletizm festivalleri düzenlenmiş bir Agora var. Akşam yemeğimiz Marmaris marinada.
Dördüncü gün denizden keşif için tekne turundaydık. En güzeli küçük teknelerle, az sayıda kişiyle yola çıkmak. Bunun için limandaki gözünüze kestirdiğiniz bir tekneyi kiralayabilirsiniz veya otelinizin sahibi ile görüşebilirsiniz. İlk durağımız Kamelya Adası. Adanın sahili 30 m dip görüşü sağlayacak berraklıkta ve mavinin müthiş tonlarına sahip. Adadaki küçük manastır nedeniyle buraya Manastır Koyu da deniliyormuş. Manastırın bahçesindeki yüzyıllar önce yapılmış mozaikler etkileyici. İkinci durak, pırıl pırıl yeşilimsi rengi ile Emel Sayın Koyu, sonrasında ise Amerikalı’nın Evi. Burası kara ulaşımı olmayan minik bir koya yapılmış güzel bir taş evin iskelesi, ama bitkiler dışında evde hayat görünmüyor. Deniz ise gerçekten muhteşem. Akşam yemeğimiz Söğüt Köyü Cumhuriyet Mahallesinde bulunan meşhur ahtapotçu Mehmet’in yerinde. Küp şeklinde kesilmiş ve kızartılmış “lokum”, mangalda vantuzlarıyla birlikte pişirilmiş ahtapot, ahtapot salatası ve 2 çeşit ahtapot güveç. Birisi bildiğimiz klasik soğan, biber ve domatesle ahtapot, diğeri ise sirkeli şaraplı ahtapot. Anlayacağınız ahtapotun dibine vuruyorsunuz. Tekne tatili yapanların da uğrak yer olan lokanta, ziyareti mutlak hak ediyor.
Bu kadar gezip tozduktan sonra Bozburun’a geçiyoruz ve kendimizi 4 günlük yatak, deniz, şezlong tatiline veriyoruz. Bozburun küçük bir sahil beldesi. Bozburun’da kalacaksanız, koyun denize açılan boğaz kısmında kalmanızı öneririm. Burada birkaç otel yan yana sıralanmış. Sabrinas House ve Loryma Luxury Butik Otel bunlardan öne çıkan ikisi. Biz Loryma otelde kaldık ve her şeyiyle beğendik. Otele kara yolu olmadığı için sizi şampanya eşliğinde küçük tekneleri ile karşılayıp otele geçiriyorlar. Yemekler, sunum, çalışanların ilgisi mükemmeldi. Herkese öneririm. Bozburun’dan tekrar gelmek üzere ayrılıyoruz.

Denize doyamadık ve bu rotanın benzerini mavi yolculuk olarak da yaptık, detaylar başka bir yazıda…

No Comments

Site is using the Seo Wizard plugin by http://seo.uk.net/