Sahip olmak mı, ait olmak mı?

Sahip olmak, insan ırkının en büyük zaaflarından biri. İnsan egosunu besleyen en büyük kaynakların başında malik olmak, mülkiyeti elinde tutmak arzusu geliyor. İnsanın yerleşik hayata geçişiyle başlayan toprak sahipliğinden bu yana, mülkiyet edinme hayatın her noktasında varlığını sürdürüyor.

Günlük hayatımızda kullandığımız araçlardan tutun da gayrimenkul edinmekten ülke sınırlarını genişletme çabasına hepsi insan hırsının sonucu. Daha fazla mülkiyet daha büyük gücü ifade ediyor. İç benliğinde güçlü olan kazanır savına inanan insanoğlu bu gücün çekiminden kendini kopartamıyor.

İnsanoğluna sadece mal mülk de yetmiyor, canlıları, insanları da sahipleniyor. Kedisini, köpeğini atını sahipleniyor. Sahip olmanın bir nevi kul, köle ilişkisine benzediğini de kabul etmek gerekli.

Sevdiği insanı “sahip olduğu en değerli varlık” olarak görenler de karşı tarafa alt notalarda “seni himayem altına aldım” mesajını vermiş oluyorlar. Ben sana sahibim, sen benimsin diyorlar. Doğası gereği de sahip olunan her şey, sahip olunan andan itibaren değer kaybetmeye başlıyor. Sahip olmak yerine sahip çıkmak, sevdiğini koruyup kollamak düşüncesi daha hoş değil mi? Neden sürekli mülkiyet hakkı isteniyor? Sahiplenme yerine ait olma, tüm benliğinle hissetme, kendini verme daha güzel değil mi? İnsan sürekli sahip olmaya güdülenmişken, ait olma hissinin huzurunu ve mutluluğunu kaçırmıyor mu?

Sahip olmanın aksine ait olmak verici bir duygu. Kişinin kendi içinde yaşadığı bir his. Sözlük anlamı da “birine düşmek”. Duygusal ilişkilerde ait olmak demek onun olmak, hayatının bir parçası olmak demek. Ancak mutluluğun daha gerçek ve uzun sürmesi için o aitliğin içinde kendini kaybedip bireyselliği kaybetmemek de gerekli. Ben duygusunu kaybetmeden, karşındakine sonsuz güven duyarak, sevgiyi paylaşarak, farklılıklarla zenginleşiyor ilişkiler.

Mala mülke sahip olmak mutluluk getirmiyor, ancak aidiyet duygusu sizi gerçek anlamda tatmin ediyor. Bir ülkeye, bir şehre, bir aileye, bir eşe, bir sevgiliye ait olmak…

“Dünyanın bütün nimetleri elinde olsa bile, onları tadabilecek ruh gerekir. Çünkü bizi mutlu eden, onlara sahip olabilmek değil tadına varabilmektir” Montaigne

No Comments

Site is using the Seo Wizard plugin by http://seo.uk.net/