Kadınlar neden kıskanır ?

Tarsus Amerikan’dan 30 yıllık arkadaşlarımla konuşurken, erkek arkadaşlar kız kıza buluşmalarınızda ne konuşuyorsunuz merak ediyoruz; onları yaz, ama samimi düşünceleri alalım geyiklerle bizi oyalama dediler.

“Kadınlar neden kıskanır”, bununla başla mesela denince, zaten gündemde olan bu konuyu hemen yazayım dedim. Kız arkadaşlarımdan aldığım geri bildirimlere kişisel duygularımı da ekleyerek paylaşıyorum sizinle. Bizimle aynı duyguları paylaşan kadınların da yalnız hissetmemeleri dileğiyle.

Kadın sevdiği adamı neden kıskanır?

Kendine güveni mi yok?

Sevgilisine mi güveni kalmadı?

Geçmiş darbeler, yenen kazıklar mı etkiliyor duygu durumunu?

Kontrol manyağı mı?

Paranoyaklık seviyesinde yüksek hayal gücü mü var ?

Veya aslında kıskanmıyor da, erkek üstünde egemen olmak için mi “mış” gibi yapıyor ?

Cevap hepsi ya da birkaçı birden olabilir. Ama kadını çaresiz hissettiren, adamı darlatmasına sebep olan esas konu bunların hiçbiri değildir.

Kıskançlık nedir bilmeyen, hatta kıskançlık yapanların şımarıklık yaptığını düşünen kişilerin bile değişmesinin sebebi nedir peki? Uzun yıllar ayrı şehirlerde, ayrı ülkelerde, ayrı evlerde yaşamış ve bir gün bile neredesin, kiminlesin dememiş kadınların bir anda kıskançlık krizlerine girmesinin nedeni nedir? Sonradan özgüven kaybına mı uğramışlardır veya kendilerini daha mı çirkin hissediyorlardır ki kıskançlık duyguları kabarmıştır? Aksine 35-40 döneminin ardından kadınların çoğu kendini daha feminen, daha dişi hissediyor. Anne olanlarda ayrı bir kadınlık duygusu da ekleniyor. Tabi bu yaş 50-55 üzerine çıkmaya başlayınca gençlik güzellik kavramlarında değişik duygular olabilir, onu da zaman gösterecek.

Peki o zaman neden bu kıskançlık?

Belki de doğru soru “kadın ne zaman kıskanmaya başlar?” olmalı…

Yeterince ilgi görmediğinde veya yeterince ilgi görmediğini düşündüğünde,

Adamın şeffaf davranmadığını fark ettiğinde,

Kendini beğenen ve bunu açıkça söylemekten imtina etmeyen bir erkekle birlikte olduğunda,

Erkeğin çevresinde Femme Fatale kadınların varlığını hissettiğinde,

Dışarda daha renkli bir hayat olabileceğini kendisi de keşfettiğinde,

Kadın normalde önemsemeyeceği kişi ve durumlardan olumsuz etkilenmeye başlar…

Acaba sevgilisinin ilgisi nereye kaymıştır? Sevdiği adam başka bir kadınla ilgileniyor olabilir mi? Rahat davranmakla hata mı ediyor? soruları peş peşe sıralanır zihinde. Sözlerdeki ve davranışlardaki detaylara dikkat edilmeye başlanılır, anlamlı anlamsız sorular sorulur. Duygu dalgalanmaları yaşanır.

Kadının beklentisi, sevdiği adam tarafından rahatlatılmaktır. Kendisinin sevildiğinin söylenilmesi, bunun hissettirilmesi beklenir. Dışardaki binlerce kadına karşı sevdiği adam tarafından tercih edildiğini bilmek, sevildiğini hissetmek kadını mutlu eder, gururunu okşar. Büyük aşkının biricik sevgilisi olmayı hayal eden kadın için bu önemlidir.

Kıskanan kadın ayrılmak için değil ilişkiyi devam ettirmek için adamın peşindedir. Çünkü kıskançlık duygusunu tetikleyen en büyük motivasyon kaybetme korkusudur. Sevdiği adamı kaybetmek istemeyen kadın, ilişkideki uzaklığa bir kadının varlığının mı yoksa başka sebeplerin mi neden olduğunu anlamak ister. Kadın sevmeye devam ettiği müddetçe bu duyguyu yaşamaya devam eder, ta ki adamdan vazgeçene kadar. Kadın adamdan gittiyse zaten ne ilgisi kalır ne de merakı. Sevmediği adamı sahiplenmediği için ne yaptığının da pek önemi kalmamıştır. Ancak kıskançlık krizlerinin nedeni gerçek bir aldatmaysa da sevdiği adamı kaybetmek kadar tercih edilmeyen olmak koyar kadına. Büyük aşkının başkasının kollarında mutlu olduğunu düşünmek en derinden sarsar kadını.

Kıskanmak kalple, sezgiyle hissedilen bir şey sonuçta. Rahatlatılmadığı müddetçe alevlenmeye devam ediyor. Kadını erkeği de yoktur. Kadınlar duygularını dışa vurduğu, çok konuştuğu için daha çok kıskanıyormuş sanılır.

Ayrıca çok da istenilen bir duygu değildir. Kıskanmadığım yıllarımı, naif hayatımı özlüyorum ve Can Yücel’in muhteşem anlatımıyla bitiriyorum sözlerimi.

CAN YÜCEL

“Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

”Seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek…

Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana… Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek… Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak… Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

Nereden bileceksin?

Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi… Isırmazdım dilimin ucunu… Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.

Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda… Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.

Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize… Ve her kulaçta haykırırdım seni..

Ama sen hiç benimle olmadın ki…
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN…”

No Comments

Site is using the Seo Wizard plugin by http://seo.uk.net/